Showing posts with label güzellik. Show all posts
Showing posts with label güzellik. Show all posts

Wednesday, December 06, 2006

AKNE - SİVİLCELER



Akne (sivilce) nedir?
Akne yüz, boyun, göğüs, sırt , omuz ve üst kollarda görülen, yağ kanallarını tutan bir hastalıktır. En sık ergenlik çağında görülmekle birlikte 20-40 yaş arası devam edebilir. Akneli kişiler genellikle yağlı bir deriye sahiptir. Akne zamanla, ilerleyen yaşlarla birlikte iyileşebilir. Yine de bunun olmasını beklemek gereksizdir. Çünkü tedavi edilmeyen akneler skar denilen kalıcı, ciddi izler bırakabilir. Ayrıca akneli dönem uzun sürebilir. Bu dönem içinde kişiye görüntü bozukluğu yaratarak can sıkar ve psikolojik olarak rahatsızlık verebilir. Bu yüzden bir dermatolog tarafından tedavi edilmesi uygundur.

Akne nasıl oluşur :
Hem erkek hem de kadınlarda bulunan erkeklik hormonları ergenlik çağında yükselir ve derideki yağ bezlerini uyarır ve genişletir. Bu yağ bezleri, aknenin en sık görüldüğü alanlarda (yüz, göğüs,sırt) bulunur.
Yağ bezleri sebum olarak adlandırılan yağlı bir madde üretir. Sebum ( yağ), deri üzerine deri yüzeyine açılan yağ kanalları ile boşalır. Bu yağ kanalarının ağzı por olarak adlandırılır. Sebum (yağ), yağ kanalına hücrelerin dökülmesi ile birlikte yapışkan bir hale gelir. Böylece por tıkanmış olur. Bakteriler yağ kanalındaki yağ ve hücrelerle beslenerek çoğalırlar. Bu bakteriler kimyasal maddeler salgılayarak burada bir reaksiyon yaratırlar ve yağ kanalı parçalanır. Sebum, bakteriler, ve hücreler deri içine dağılarak kızarıklık şişme ve iltihap akıntısına neden olur. Nadiren akneler hormonal dengesizliğe de bağlı olabilir.

Akne de nasıl bir temizlik yapılmalıdır:
Siyah noktacık, yağ kanalı içindeki kurumuş yağ ve ölü hücrelerden meydana gelir, kir değildir. Cildin günlük bakımında yüz, günde iki kez temizleyici madde ( sabun yada jel) ve ılık su ile yıkanmalıdır. Süt tarzı temizleyiciler yağlı baza sahip olduklarından temizleyici olarak tercih edilmemelidir. Akneli ciltler veya yağlı ciltler temizleyici olarak su ile çıkan sabun yada jel tarzında pH sı 5.5 olan ürünleri tercih etmelidirler. Akne kirlilik sonucu meydana gelmez. Çok sık yıkama ve cildin aşırı ovulması akneyi alevlendirebilir. Düzenli şampuanla saç temizliği de gereklidir. Eğer saç yağlı ise sık temizlemek önerilir. Akneli erkekler tıraş bıçağı yada elektrikli tıraş makineleri kullanabilirler. Eğer tıraş bıçağı kullanılıyorsa tıraş öncesi sakal bölgesi su ve tıraş köpüğü ile yumuşatılmalıdır. Sivilceler koparılmadan yumuşak hareketlerle tıraş olunmalıdır.
Aknede diyetin rolü :
Akne yiyecekler nedeniyle oluşmaz. Kısıtlayıcı diyetler derinizi düzeltmez. Uzun yıllar çikolata , yağlı gıdalar akne etkeni olarak suçlanmıştır. Ancak bilimsel olarak kanıt bulunamamıştır. Akne kendi kendine de iyileşmeler veya kötüleşmeler gösterdiğinden gıdalarda yanılgıya düşmemek gereklidir. Yinede böyle bir gözleminiz var ise bu gıdalardan kaçınmanız gerekir.

Aknede kozmetikler nasıl kullanılır?
Akneli kişiler göz makyajı, allık ve ruj rahatlıkla kullanabilirler. Yalnızca deri yüzeyine uygulanan fondöten ve pudranın uygun olması önemlidir. Eğer likit fondöten veya nemlendirici kullanıyorsanız yağsız ve su bazlı olaması gereklidir. Seçtiğiniz ürünün üzerinde non-comedogenic ve oil-free ibaresi olması uygundur. Bu tür ürünler geceleri mutlaka temizlenmelidir. Benzoil peroksid, salisilik asit, sulfur içeren kapatıcı deri losyonları akne lekelerini güvenle gizler. Pudralı yağsız ürünler kapatıcı olarak kullanılabilir. Saç spreyleri ve jelllerin yüze gelmemesine özen gösterilmelidir.
Aknenin iç hastalıklarıyla ilgisi var mıdır?
Çoğu kez aknenin karaciğer hastalığına bağlı olduğu düşünülür. Günümüzde aknenin iç hastalığına bağlı olmadığını biliyoruz. Sadece hormon bozuklukları ve kullanılan birtakım ilaçlar akneye neden olabilir. Kadınlarda böbrek üstü bezlerinin veya yumurtalıkların aşırı miktarda erkeklik hormonu (androjenler) üretmesi halinde akneleşme olabilir. Uzun süren, tedaviye yanıt vermeyen, saç dökülmesi ve tüylenmenin olduğu durumlarda dermatologunuz bu açıdan test isteyecektir.
Hangi ilaçlar akneyi artırabilir?
Tedavi amacıyla kullanılan bazı ilaçlar (kortizon, B12 vitamini, hormon ilaçları vb) akneye neden olabilir veya çoğaltabilir.
Stres akneye neden olabilir mi?
Stres aknenin ana nedenlerinden değildir. Ancak stresli dönemlerde bazı hormonların açığa çıkması nedeni ile sivilcelerin ortaya çıkmasına veya artışa sebep olabilir.
Güneşlenmenin ve solaryumun akne üzerine etkisi nedir?
Güneşin ültraviyole ışınlarının kurutucu ve bakterileri azaltıcı rolü bilinmektedir. Bu nedenle güneşlenme genellikle akneleri azaltır. Ancak bu yanıltıcı bir durum da olabilir. Aşırı güneşlenme sonrasında deri kendini zararlı ültraviyole ışınlarından korumak için kalınlaşır. Önce azalan akneler, derinin kalınlaşıp gözeneklerin tıkanması sonucu daha şiddetlenebilir. Solaryumda ültraviyole ışığı olup aynı etki mekanizmasına sahiptir. Günümüzde ültraviyolenin yaşlandırıcı ve deri kanseri yapıcı etkileri nedeniyle aşırı güneşlenmeyi tavsiye etmiyoruz. Yaz aylarında güneşten koruyucu kullanırken bu ürünün su bazlı ve yağ içermemesine özellikle dikkat edilmelidir. Sivilce çoğalmasına neden olabilir. Bazı akne hastalarında da tam tersi, yaz aylarında sivilce artışı olabilir. Bu durum terleme ile birlikte yağ salgının artmasının artışından kaynaklanmaktadır.
Cinsel yaşamın akne üzerine etkisi var mıdır?
Yapılan bilimsel çalışmalarda cinsel yaşamla akne arasında bağlantı kurulamamıştır. Sivilcelerin ergenlik çağında görülüp 20li yaşlarda sona ermesi ve bu dönemin de cinsel yaşamın başlamasına denk gelmesi böyle bir kanı yerleşmesine neden olmuştur.
Akne tipleri nelerdir?
İltihaplı olmayanlar
Açık komedon (siyah noktacık)
K apalı komedon (beyaz yağ butonları)
İltihapsız kist
İltihaplı olanlar
Papül( kırmızı, kabarık şişlikler)
Püstül ( içi cerahatli, kabarık şişlikler)
İltihaplı kist ( derin, kırmızı, ağrılı şişlikler)
Akne derecelendirmesi
Akne hafif, orta ve şiddetli olarak sınıflandırılır. Tedaviler aknenin derecesine ve tipine göre yapılır.
Akne tedavisi genel bilgiler:
Akne etkili bir şekilde tedavi edilebilir ancak tedavi yavaş ilerler. Akne tedavisinde iyileşmeler 2. ayda başlar ve 4-8 ay arasında tamamen bir düzelme sağlanır. Özellikle ilk 1. ayda aknenin artması gibi durumlar söz konusu olabilir. Düzelmeler zaman alır. Eğer akneler 6-8 haftada iyileşmeye başlamadıysa tedavinin değiştirilmesi gerekir.
Dermatologlar tedavileri aknenin tipine göre belirlerler. Bazen başka nedenlerle örneğin makyaj, losyonlar veya alınan ilaçlardan dolayı akneye benzer döküntüler olabilir. Dermatologunuzla görüşürken kullandığınız ilaç ve ürünleri iyi belirtmeniz gerekir.
Dermatologunuz size dışardan porların tıkanmasını engelleyen ve bakterileri azaltan A vitaminli veya benzoyil peroxidli krem, jel veya losyonlar önerebilir. Bu ürünler bazen kuruluk ve soyulma yaratabilir. Dermatologunuz size doğru kullanımı ve yan etkilerin olmaması için tavsiyelerini belirtecektir.
Deriye sürülerek kullanılan antibiyotikler de vardır. Bunların kullanımı daha hafif aknelerdedir. Eğer geniş kırmızı ve derin sivilceleriniz varsa bunlara direk olarak içine kortizon enjekte edilerek hemen iyileşmesi sağlanabilir.
Dermatologunuz siyah noktacık beyaz yağ butonlarını ve iltihaplı kesecikleri özel aletlerle temizleyebilir. Ancak kendiniz bunlarla oynamamalısınız. Akneyi derinleştirerek daha fazla büyümesine ve iz bırakmasına neden olabilirsiniz.
Ağız yoluyla antibitikler özellikle tetrasiklin, doksisiklin veya eritromisin orta ve şiddetli aknede kullanılırlar. Antibiotikler kıl folikülündeki bakterileri azaltırlar. Bu da kızarıklıklar ve iltihaplanmaları azaltır.
Doğum kontrol hapları kadınlarda akneyi önemli derecede iyileştirdikleri gözlemlenebilir bu amaçla tedavi maksadıyla da kullanılırlar.
Hafif akne tedavileri:
Hafif akneler jel solusyon ve losyonlarla tedavi edilir. Ekstra vitamin ve minerallerin kullanımının tedaviye faydası bulunmamıştır. Yüzünüzü su ile hafif bir temizleyici sabun veya antiseptik jel kullanarak günde iki kez yıkayın
Akne ürünlerini sadece akne üzerlerine nokta halinde değil tüm etkileyen alanlara yayarak uygulayın. Akne tedavi ajanları ilk 2-4 hafta kuruluk yaratabilir. Zamanla cilt bu reaksiyonları göstermez. Yağsız bir nemlendirici kuruma şikayeti için kullanılabilir. Yağlı kozmetikler, fondoten, krem ve güneş koruyucular kullanılmamalıdır. Iyileşme 2-4 ay arasında olabilir.
Şiddetli tahrişlerde tedavi bırakılmalı doktorunuzla görüşülmelidir.
Hafif derecede ki aknelerde genellikle topikal yani dışardan sürme şeklinde ilaçlar kullanılır.
Benzoyil peroxid
Azeleik asit
Antibiotikler: Clindamisin, Eritromisin
Retinoidler: Tretionin, Adapalen
Orta dereceli aknede tedavi:
Burada deriye sürülerek uygulanan ilaçların yanı sıra ağız yoluyla tedaviler uygulanır.
Antibiyotikler: Tetrasiklin, Eritromisin, Doksisiklin
Kadınlarda östrojen ve antiandrojen ( erkeklik hormonunu baskılayan) tedaviler Diane 35 , spirinololakton
Tedaviye dirençli aknede İsotretinoin (Roaccutane)
Şiddetli aknede tedavi:
Şiddetli akne ağızdan ilaçlarla tedavi edilir. Hasta mutlaka dermatolog kontrolünde olmalıdır.
Pek çok hasta oral isotretinoin ile tedavi edilir. İsotretinoin hasta için uygun değilse Uzun süreli antibiyotikler
Kadınlarda antiandrojenler tedavi kullanılabilir.
Meyve asitleriyle tedavi-peeling
Son yıllarda meyve asitleri de akne tedavisinde rol oynamaya başlamıştır. Yarı kozmetik yarı ilaç sayılan bu ürünlere glikolik asit, laktik asit örnek verilebilir . % 5-20 oranlarında krem ve jel şeklinde evde uygulamaya yönelik ürünleri mevcuttur. Akne tedavisine yardımcı olarak veya tedavi sonrası bakım amacıyla kullanılır. Ayrıca yağlı ciltlerde yağ kontrolü ve yağlanmanın getirdiği hafif sivilceleri geçirmek içinde önerilmektedir. Meyve asitleri cildi soyarak yeniler , gözeneklerin temiz kalmasını sağlar böylece akneye engel olur. Meyve asitlerinin yüksek konsantrasyondaki formülleri de % 50-90 gibi ofis uygulamaları şeklinde tedavide kullanılır. Doktor kontrolündeki bu uygulamada asit solüsyonu deriye sürülür birkaç dakika beklenir ve daha sonra yıkanarak ciltten uzaklaştırılır. Bu uygulamalıda 1-4 hafta aralıklarla yapılır. Hem akne tedavisi olarak hem de tedavi sonrası izlerin giderilmesi amacıyla uygulanmaktadır. Oldukça faydalı bir tedavi yöntemidir.

Tuesday, November 21, 2006

VARİS NE DEĞİLDİR?

Varis nedir ve sıklığı nedir?

Varis bacak toplardamarlarının genişlemesi, uzaması ve büklümlü hale gelmesi olarak tanımlanır. Antik Yunan döneminden bu yana bilinmekte olan bir hastalıktır. 2500 yıl önce yapılan bazı heykellerde varisler çok belirgin olarak gösterilmiştir. Varis ile ilgili diğer ilginç bir özellik doğada yalnızca insanlarda görülmesidir. Diğer hiçbir memeli türünde saptanmamıştır. Ülkemizde sağlıklı istatistikler bulunmadığından tam sıklığını bilmiyoruz. Ancak batı toplumumunda % 10-20 gibi yüksek oranda görülmektedir. Buradan yola çıkılarak Türkiye’de 5 milyon bireyde değişik derecelerde varis olduğu öngörülebilir. Kadınlarda erkeklerden daha sıktır. Yaşla birlikte varis görülme olasılığı çok artmaktadır.

Neden oluşur?

Aslında varisin oluşma nedeni tam olarak bilinmemektedir. Oluşan temel sorun toplardamar duvarında oluşan yapısal bozukluk nedeniyle damarın genişlemesidir. Ancak asıl başlangıcın damar duvarındaki bozukluk mu, yoksa kapakçıklardaki hasar mı olduğu net değildir. Varise ailesel bir yatkınlık söz konusudur ve olguların önemli bir kısmında aile bireylerinde de varis vardır. Bir çalışmada anne veya babasında varis bulunan bireylerde varis gelişme olasılığının % 80 olduğu bildirilmiştir. Hamilelerde de varis sıktır. Bunun nedeni erken dönemde değişen hormonal dengedir. Bilindiği gibi hamilelik sürecinde anne de bazı hormonların düzeyi çok artar. İşte bu hormonlar damar duvarındaki düz kasları da etkiler ve damarlar genişler. Daha ileri hamilelik döneminde anne rahminde büyüyen bebeğin mekanik olarak etraftaki toplardamarlara baskı yapmasıda rol oynar. İyi olan doğum sonrası birkaç ay içinde bu varislerin %60-70 oranında düzelmesidir.

Varislerin daha nadir olan nedenleri de vardır. Derin toplardamarları tıkalı olan bireylerde yüzeysel toplardamarlar tüm bacağın kirli kan dönüşünü üstlenirler. Bu nedenle çapları artar ve varis görünümü alırlar. Ancak bu damarlara dokunulmamalıdır, çünkü bunlar vücudun bir savunma mekanızmasıdır. Ayrıca atardamar ile toplardamarlar arasında bağlantılar oluşan bazı hastalarda da varis oluşabilir. Buradada altta yatan hastalık düzeltilmelidir.

Hastalığın dereceleri nedir?

Toplardamar hastalıklarının şiddeti günümüzde 0-6 arasında belirtilmektedir:

Derece 0: Görülebilen toplardamar hastalığı yok
Derece 1: 1-3 mm çapında ince varisler
Derece 2: Çapı 4 mm üzerinde olan gerçek varisler
Derece 3: Bacakta şişlik
Derece 4: Ciltte kahverengi-siyah değişiklikler
Derece 5: Cilt değişiklikleri ve ayak bileği çevresinde iyileşmiş yara
Derece 6: Açık yara olması (hemen daima ayak bileği içi tarafında)

Yakınmalar:

Çapı 1 mm civarında olan genişlemelere kılcal varis denmektedir. Kılcal varisler genelde görüntü bozukluğu dışında bir yakınmaya yol açmazlar. Özellikle çapı 3-4 mm üzerinde olan varislerde ise görüntü bozukluğuna ek olarak belirgin yakınmalar başlar. Uzun süre ayakta kalma sonrası bacakta ağrı, şişme, hassasiyet ve ağırlık hissi oluşabilir. Hastalar bacakta sürekli bir sızlama olduğunu ve dinlenseler de kolay kolay geçmediğini farkederler. Bu yakınmalar günün sonuna doğru çok belirgin hale gelir ve hastalar ayakkabılarının dar geldiğini tanımlar. Bayan hastalarda adet dönemlerinde yakınmalar belirgin olarak artar.

Geç dönem varis hastalarında özellikle ayak bileği iç tarafında şişme ve siyaha yakın renk değişikliği başlar. Bu alan kaşıntılıdır ve ayakkabı vurması gibi küçük kaza ile yara açılabilir. Bu yaralar tipik olarak geniş, ancak derin olamayan yaralardır. Dipleri canlı kırmızıdır. Tedavi çok güçtür. Açılan bu yaraların kapanması için uzun süren pansumanlar gereklidir ve tedavi hayat boyunca süregelir.

Tedavi edilmeyen varislerde gelişebilecek bir diğer komplikasyon enfeksiyondur. Varis kanın göllendiği alandır ve kan mikroplar içinde çok iyi bir beslenme ve çoğalma ortamıdır. Enfeksiyon gelişirse bu alanda kızarıklık, bölgesel ısı artışı, hassasiyet ve şişlik oluşur. Tedavi öncelikle antibiotikler ile enfeksiyonun kontrolüdür.

Tanıda kullanılan radyolojik yöntemler:

Günümüzde en sık kullanılan yöntem Doppler ultrasondur. Bu yöntem ile gözle görülemeyen derin toplardamarlar incelenebilmekte, kapak yetersizliği değerlendirilebilmektedir. Varis tedavisi öncesi altta yatan tüm sorunları anlayabilmek için Doppler ultrason gittikçe daha sık kullanılmaktadır. Bu yöntem ağrısız olup iğne kullanılmamaktadır. Pahalı bir inceleme değildir.

Tedavi:

Yakınması az olan hastalar veya cerrahi riski yüksek olan hastalara varis çorabı önerilir. Ayrıca varisten korunmak içinde kullanılmaları uygundur. Varislerin yerleşimine göre dizaltı, dizüstü veya külotlu varis çorapları önerilmektedir. Ancak hastalar en kolay dizaltı varis çoraplarını kullanabilmektedir. Hafif, orta, yüksek ve çok yüksek basınç uygulayan varis çorapları mevcuttur. Korunma amacıyla hafif basınçlı çoraplar yeterlidir. Ancak varisleri ve şişliği olan hastalar daha yüksek basınç basınçlı çorapları giymelidir.

Varis çorabı pek çok kişi tarafından yanlış kullanılmaktadır. Varis çorabı hastanın toplardamarlarının en boş olduğu aşamada giyilmelidir. Öncelikle hasta yatağa yatmalı ve bacağını 5-10 dakika yukarı kaldırmalıdır. Ardından varis çorabını giymelidir. Gün içinde ayakta kaldığı süre içinde varis çorabı ile dolaşmalıdır. Gece yatarken çorabın giyilmesi gerekli değildir.

Tedavi gerekliliği ve tipi hastaya göre değişir. Genç bir bayanda görüntü bozukluğuna yol açan küçük bir varis tedavi edilebileceği gibi, yaşlı hastalarda daha yaygın varisler basınçlı çorap ile yaşam boyu izlenebilir. Genelde bireyi rahatsız edici görüntü bozukluğu, ağrı ve şişliğe yol açan varisler tedavi edilmelidir. İleri derece varisler özellikle ciltte renk değişikliği ve yara varsa mutlaka tedavi edilmelidir.

Tedavi seçenekleri:

Varis tedavisinde 2 ayrı sorun birlikte giderilmelidir. Dıştan görülebilen varisler tedavi edilmeli, ancak belki bundan daha önemli olan altta yatan ve toplardamar içindeki basıncın artmasına yol açan sorunun giderilmesidir. Böylece hastanın görüntü sorunu giderildiği gibi ağrı ve bacakta şişme yakınlaraı düzelecektir. Belki de en önemlisi hastaların temel kuşkusu olan varislerin tekrarlama olasılığı en aza indirilecektir.

Skleroterapi (iğne tedavisi): Bacaktaki varislerin içine çok ince iğneler ile bir madde verilerek toplardamarın tıkanmasıdır. Orta ve büyük çaplı damarlarda başarı şansı düşük olduğundan önerilmemektedir. Çapı 1-3 mm civarında olan varislerde kullanılabilir. Uygulanan venin çapı arttıkça yöntemin başarısı azalmaktadır. Köpükle yapılan skleroterapi son 10-15 yıl içinde İspanya dan popüler hale gelmiş ve son zamanlarda bazı Batı Avrupa ülkelerinde de uygulanmaya başlanmıştır. Bu girişim muayenehane veya poliklinik koşullarında yapılmaktadır. Her seansta belli bir alan yapılmakta ve belirli aralıklarla hasta çağırılarak tedavi tamamlanmaktadır. Hasta girişim sonrası yürüyerek evine gidebilmekte, araba kullanabilmektedir. Girişim sonrası 3-5 gün arasında varis çorabı giyilmesi önerilmektedir. Başarı oranı yüksektir. Yan etkiler nadir olsa da görülebilir. Allerjik reaksiyon son derece nadirdir. Verilen ilacın damar dışına sızması renk değişikliğine yol açabilir. Tedavi sonrası bu bölgede oluşan morluklar ve şişlikler geçicidir.

Lazer tedavisi

Lazer teknolojisi varis tedavisinde son 5 yıldır gittikçe artan yaygınlıkta kullanılmaktadır. Cildin dışından verilen lazer ışınları ile çapı 1 mm altında olan toplardamar genişlemeleri yok edilebilir. Ancak daha geniş çaplı damarlar cilt dışından lazer ile tedavi edilmemelidir. Damarı kapatmak için gereken yüksek enerji ciltte yanıklara, renk değişikliğine ve parşömen gibi değişikliklere yol açabilir.

Günümüzde tüm dünyada en popüler tedavi büyük varislerin içten lazer ile kapatılmasıdır. Bu girişim eskiden hemen daima cerrahi tedavi gerektiren hastalarda rahatlıkla kullanılabilmektedir. İşlem sırasında öncelikle bir iğne ile damarın içine girilmektedir. Ardından Doppler ultrason denen bir cihaz kılavuzluğunda öncü tel damarda uygun yere yerleştirilmektedir. Ardından lazer ışığını damar duvarına verecek olan ince tüp damar içinde ilerletilmektedir. Son olarak lazer kaynağı çalıştırılarak kontrollü olarak damarın içten tıkanması sağlanmaktadır. Bu yöntem önemli avantajlara sahiptir. Öncelikle lokal anestezi altında yapılabilmektedir. İşlem ortalama 30 dakika-1 saat sürmekte, hasta 1-2 saat dinlendikten sonra yürüyerek evine gönderilmektedir. İşlem sonrası hareketlerinde herhangi bir kısıtlama gerekmemektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinde heryıl onbinlerce hasta bu yöntem ile tedavi edilmektedir. Girişimin başarı oranı %98 civarındadır. Bu yöntem varis yakınması olan olguların % 70’ine uygulanabilmektedir. Başarı için iyi hasta seçimi çok önemlidir.

İşlemin komplikasyonları nadirdir. Olguların %20’sinde bacakta geçici morluk oluşabilir. Yöntemin önemli dezavantajı maliyettir. Kullanılan lazer tüpleri tek kullanımlık olup herbiri 400 dolar civarındadır. Günümüzde bu teknoloji ülkemizde tarafımızdan yaygın olarak uygulanmaktadır.

Lazere benzer şekilde damarın içten kapatılmasını sağlayan diğer bir yöntem ses dalgalarının kullanılmasıdır. Bu girişimin uygulanması lazer ile aynıdır. Tek fark lazer enerjisi yerine ses dalgaları kullanılarak tıkanma sağlanmasıdır. Bu yöntemde lokal anestezi altında yapılmakta ve hasta girişim sonrası evine gönderilebilmektedir.

Cerrahi tedavi

Burada amaç dıştan görülen varislerin çıkartılmasının yanısıra toplardamarların içinde yüksek basınca yol açan, ve hemen daima kasık bölgesindeki kapakçıkların yol açtığı yetersizliğin giderilmesidir. Bu yetersizlik giderilmezse hastaların yakınmaları süregelecek ve varisler kısa zamanda tekrarlayacaktır. Hastaların ameliyat öncesinde Doppler ultrason ile incelenmesi bu nedenle çok önemlidir. Eskiden ayak bileğinden kasığa kadar tüm toplardamar bir tel yardımı ile soyulmakta idi. Bu girişim artık son derece nadiren kullanılmaktadır. Çünkü diz altındaki ana yüzeysel toplardamarın kendisinde varis gelişme olasılığı azdır (resim 10). Bu damar ileride yapılabilecek kalpte bir bypass operasyonu için gereklidir ve olabildiğince korunmalıdır. İdeal tedavi lazer veya ses dalgası enerjisi kullanarak kasık-diz arasındaki sorunu gidermek ve kalan yan dal varislerini bölgesel olarak çıkartmaktadır.

Hastada kapak yetersizliği yoksa tek gerekli olan genişlemiş varis yumaklarını üzerlerine yapılan küçük cilt kesileri ile çıkartmakdır. Bunlar cildin doğal çizgilerine paralel olarak yapılan 2-3 mm uzunlukta kesilerdir ve çoğu zaman dikiş gerektirmeden iyileşmektedir (resim 11). Bu nedenle ameliyat sonrası iz kalmamaktadır. Girişim yan dal varislerin çokluğuna ve hastanın isteğine bağlı olarak genel anestezi veya lokal anestezi altında yapılabilmektedir. Hasta genelde hastanede kalmamakta ve aynı gün ayağa kalkıp evine gidebilmektedir. 3-4 gün dinlenme önerilmekte ancak kesin yatak istirahati gerekmemektedir. 1-2 hafta varis çorabı önerilmektedir.

Korunma

Varis gelişiminde muhtemel en önemli faktör genetik eğilimdir. Bunun üzerine hareket gerektirmeyen işlerde çalışan bireylerde varis gelişmektedir. Bu nedenle insanlar genetik yapılarını değiştiremeyeceklerinden ve kolay kolay meslek değiştiremeyeceklerinden varis oluşmasından kesin korunma sözkonusu değildir. Sigara ve içki kullanılmasının varis gelişmesi ile doğrudan bağlantısı yoktur. Ayrıca varis gelişimini engelleyecek bir ilaç bulunmamaktadır. Değişik kaynaklarda belirtilen varis önleyici kremlerin bilimsel olarak yararı gösterilememiştir. Bu nedenle alınabilecek en önemli önlemler kilo kontrolü, düzenli egzersiz, uzun süre sabit poziyonda kalmama ve koruyucu varis çolabı kullanmaktır. Hasta her fırsatta bacağını yüksekte tutmalıdır. Varis hastalarının topuklu ayakkabıları olabildiğince az giymesi önerilmektedir.

Tuesday, November 14, 2006

SELÜLİT

Selülit derinin alt tabakasında, yağ dokusunun hemen çevresinde oluşan ve derinin üst bölümünde pütür pütür görüntü bırakan bir hastalıktır. Kadınların korkulu rüyası olan ve bir güzellik kusuru olarak kabul edilen selülite karşı önlemler alınmalıdır.

BESLENME

Beslenme ne kadar fazla tek yönlü olursa, selülite o kadar çabuk aday olursunuz. Özellikle de fast fooda ve hazır yemeklere karşı olan eğilimimiz dokuları kötü yönde etkiliyor.Hayvansal yağlar, şeker ve tuz da en kötü düşmanlarımız. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyorlar, dokularda su yapıyorlar ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyorlar. Özellikle de yağlar doyma hissini büyük ölçüde etkiliyor. Örneğin, mayonezli patates salatası veya kızartması yerken "doydum" sinyali karbonhidratlı bir öğünden (örneğin spagetti) çok daha geç gelir. Sonuçta daha fazla yeriz ve dokulardaki yağ depolarını aşırı derecede besleriz. Hücreler şekilsiz bir kütle haline gelir ve on kat daha büyür. Bu nedenle yemek listenizde taze, yağsız ve besleyici maddeleri fazla olan yiyecekler bulunmalıdır. Meyve, sebze, kepek, çavdar ürünleri ve baklagiller gibi. Bu besinlerde bir yanda dokuları atık maddelerden temizleyen, öte yanda hücrelere besleyici maddelerin naklini çabuklaştıran fazla miktarda potasyum vardır. Portakal, muz, karpuz, avokado, havuç, şalgam, fasülye, bezelye ve patates fazla miktarda potasyum içerirler.

BAKIM

Günümüzün yeni antiselülit kremleri deriye hemen giriyor ve doğrudan doğruya yağ hücrelerini etkiliyor. Etkili maddelerin bazıları yağ depolarını bloke eder, bir kısmı trafik polisi gibi etki yapar, yağ alımını ve naklini ayarlar. Baş aktörlerin biri de kafeindir. Kafein yağıayrıştıran enzimleri harekete geçirir ve bununla birlikte lenf akışını kolaylaştırır. Su en iyi temizleyici maddedir. Bol su içmek dokuları zehirli ve atık maddelerden temizler. Ayrıca kalsiyum, potasyum, demir ve magnezyum gibi maddeler dokuları sıkılaştırırlar. Bunların etkisini dışarıdan kullanılan antiselülit ürünleri kuvvetlendirir. Aynı zamanda vücudun atıklardan temizlenmesinde de etkili olur.

MASAJ

Selülitte özellikle de etkili olan insanın kendi yaptığı drenajdır. Bu nedenle kendi kendinize şu masajı yapın: Masaja okşama hareketleriyle başlayın. Üst uyluklara önce bir, sonra iki elinizle yumuşak bir şekilde aşağıdan yukarı doğru kalçalarınıza kadar masaj yapın. Daha sonra derinizi sıkıştırmadan baş ve işaret parmaklarınızın arasına alın ve yoğurur gibi masaj yapın ve bu arada dizlerin iç tarafını unutmayın. Antiselülit kremlerinin dokulara etkisi, daha önce masaj yapıldığı takdirde iki kat daha fazla olur. Nedeni, lenf ve kanın harekete geçmesidir.

DURUŞ

Yüksek topuklar, yanlış yürüme hareketleri, kambur oturma... Bunlar selülite yol açan nedenlerdir. Çünkü bu saydıklarımız toplardamarlarda ve lenf damarlarında kanın geriye doğru akışını olumsuz yönde etkilerler.Özellikle de yanlış bir oturma şeklinde iç organlar sıkışır. Sonuçta zehirli maddeler vücuttan o kadar çabuk çıkmaz ve atık maddeler dokularda toplanır. Ve deri gevşer, çukurlar oluşur. Bu nedenle her zaman şunu düşünün: Karın içeri, göğüsler dışarı. Dik durma vücudu uzatır ve daha zayıf görünürsünüz. Oturuş için de aynı şey geçerlidir: Duruş hatalarını bilinçli olarak dengelemek için sırt egzersizlerinin yararı vardır. Haftada iki kere jogging ve bisiklete binmeyle buna yardımcı olun.

ENZİMLER

Enzimler tam bir yağ yiyicidirler. Bu enzimler elmada vardır ve yiyeceklerin hiçbir engelle karşılaşmadan değerlendirilmesini ve nakledilmesini sağlarlar. Böylelikle yağ depolarında daha az birikirler. Elmayı iyice çiğneyin, çünkü enzimlerin faaliyeti ağızda başlar.

UZMAN YARDIMIYLA TEDAVİ

Çeşitli etkili yöntemlerle selülit artık kesinlikle tedavi ediliyor. Selülit tedavisinin tıbbii tedavi şekilleri

· Tıbbi masajlar : Selülit tedavisinin en önemli ayağı masajdır. Çünkü masaj kan ve lenf dolaşımını harekete geçirir ve dokuların taze oksijen ile dolmasını sağlar. Selülit tedavisinde etkili olan iki tür masaj vardır. Dolaşım masajları: Kan ve lenfatik dolaşıma yöneliktir. Bu masaj deri altı kan dolaşımını aktive ederek, dokunun canlanmasını sağlar. Lenfatik drenaj masajları: Bu masajlar özellikle lenf dolaşımı üzerinde etkilidir. Masajın, hem elle, hem de aletle uygulanan şekilleri vardır. Elle olan daha yüzeysel olurken, aletli masajın derinlemesine bir etkisi vardır. Her iki masaj sonunda hücrelere bolca oksijen gider ve toksinlerin vücuttan atılması kolaylaşır.

· Akupunktur: Organizmanın değişik fonksiyonlarının hepsinin kumandası kulakta bulunur. Akupunktur ile bu fonksiyonlar harekete geçirilir. Bu fonksiyonların arasında su birikmesine neden olanlar da aktive edilir.

· Ozon terapi-Ozon banyosu: Ozon terapi, hücre oksijenlenmesini baz alarak, başarılı bir şekilde selülit tedavisinde de uygulanır. Artıklarla dolu olan selülit hücrelerini oksijen ile temizlemeye yönelik bir programdır. Ozon terapi bir kabın içerisinde gerçekleşir. Bu sırada ozon buharın epiderm tabakaya kadar girip o bölgenin oksijen ile dolmasını sağlayarak, dokusal kan dolaşımını aktive eder.

· Lazer terapi: Lazer terapi ikiye ayrılır; soğuk lazer ve sıcak lazer. Soğuk lazer, helyum neon lazer olarak da anılır, selülitli bölgedeki hücreler üzerine uygulanır. Lazer, burada hücreleri geçerek değişimleri hızlandırıp, o bölgede su tutulmasını engeller. Sıcak lazer, selülitin oluştuğu hareketsiz bölgeye uygulanarak, orada bulunan dokuların dolaşımını sağlar.

· Ultrason: Kadındaki hemen hemen farkedilemeyecek kadar küçük yağları bile derinliğine yakalayıp, parçalamayı başarır. Daha fazla yağlanmanın olduğu bölgelerde de daha derine gidilerek lenfleri uyarır ve yine parçalar.

· Basınç terapisi: Bu metodda bacaklar sarılır. Hava basıncı ile çalışan bir odaya girilir. Çok dikkatlice yavaş yavaş, hava basıncı azaltılır. Bununla da lenfatik dolaşım ve kan dolaşımı harekete geçer. Tabi burada önemli olan kişiye özel bir programlama yaparak, herkesin ihtiyaçlarına uygun bir tedavi uygulamaktır.

· Mezoterapi: Bu yöntemde, sıvı haldeki ilaçların şırınga darbeleriyle uygulanması esastır. Daha yeni bir versiyonu da homeopati yöntemini kullanarak, tahmin sistemini çalıştırmak ve öngörüden yararlanarak uygulama yapmaktır. Hiç yan etkisi olmayan naturel maddelerden faydalanılır. Bu yöntem, kan toplanmalarını da önler.

· Lipoelektro: Bu, uzun iğnelerden yararlanmak suretiyle yapılan bir yöntemdir. Uzun, çok ince uçlu ve keskin iğnelerle uygulanır. Elektro ile yağlı bölge arasında bir bağlantı kurulur. Çok düşük düzeyde çalıştırılarak, selülitli bölge üzerinde çalışılır. Bu bölge üzerinde, düzenli ve sık aralıklarla işlem yapılır. İğne, selülitli bölgedeki yağları parçalar ve yağları ortaya çıkartır ve aşırıya kaçmadan bunlar boşaltılır